İş Görüşmesinde 20 Tuzak Soru

366 okunma

mülakat

"Eskiyi kötülemeyin"…
Soru:
Çalıştığınız şirketten niye ayrılmak istiyorsunuz? Niçin iş aradığınız yahut eski şirketinizden niye ayrıldığınız söz konusu olacak ve size eski patronunuzla, yöneticilerinizle bir sorununuz olup olmadığı sorulacaktır. Eskileri şikayet etmekten kaçının. Aksi takdirde, mülakatı yürüten "Yarın bizim hakkımızda da böyle konuşur" diye düşünecektir.
Böyle bir soruyla karşılaştığınızda, daha fazla sorumluluk almak istediğinizi, ama çalıştığınız (eski) şirkette bunun mümkün olmadığını; hayatınızda yeni bir "challange" yaşayacak bir döneme geldiğinizi düşündüğünüzü; farklı bir sektörü tanımak ve deneyim kazanmak istediğinizi söylemek daha tehlikesizdir. Yani geçmişi değil, geleceği konuşun.

Sağlam referans gösterin
Soru:
Açıp konuşsam, eski yöneticiniz sizin hakkınızda ne söyleyebilir? Böyle bir sorudan maksat, tepkilerinizi ölçmektir. Hazırlıksız yakalanmış yahut bu sorudan rahatsız olmuş intibaı vermeyin. Yoksa karşınızdakinin konuyu deşeceğinden hatta söz konusu referansları arayacağından şüpheniz olmasın. Eğer eski şirketinizle, yöneticinizle bir sorununuz olmadıysa, konuyu mülakatçının bilmesini istediğiniz çalışmalarınıza, niteliklerinize ve becerilerinize getirin. Tabii abartmadan.
Eski şirketinizde sorunlar yaşadıysanız hatta kavgalı ayrıldıysanız, şeffaf davranmak daha akılcı olacaktır. "Şu şu sorunlarımız oldu. Açıp konuşsanız eski yöneticim size şöyle diyecektir" diyerek, kısaca olayı izah edin ve karşınızdakini ikna etmeye çalışın.
Dikkat: Size böyle bir soru sorulmazsa, konuyu siz açıp da ayağınıza kurşun sıkmayın!

Kusur mu, ne kusuru?
Soru:
Bana üç yetkinliğinizi ve üç kusurunuzu sayar mısınız? Yetkinlikleri saymak kolaydır da (nasılsa CV’nizi hazırlarken bu konuya uzun uzun kafa patlatmışsınızdır) kusurlarınız hakkında konuşmak kolay değildir. Uzmanlar "Sadece ve sadece düzeltilebilir kusurlardan bahsedin" diyorlar. Kusurlarınızı kısaca söyleyin, hemen konuyu bunları ortadan kaldırmak için neler yapacağınıza – hatta mümkünse ne yapmakta olduğunuza – getirin.
"Kabul edilebilir kusurlar" meyanında, mesela, delege etmekte zorlandığınız, fazla otoriter davranmaya eğiliminiz olduğu, bir karar vermeden önce kılı kırk yarma alışkanlığınız, dış görünüşünüze fazla önem vermeniz… sayılabilir ve size puan da kazandırılabilir.
Dikkat: Saydığınız kusurların, başvurduğunuz görevle çelişmemesine dikkat edin. Açıklık derken işi kaçırmayın. Mesela kriz masası için bir yönetici aranıyorsa, "hızlı karar almakta zorlanıyorum" demek pek hayırlı olmayabilir.

Kötü durum senaryosu
Soru: Yöneticiniz sizin görüşlerinizi hiç dikkate almıyor, ne yaparsınız? Kişiliğiniz ve davranışlarınız hakkında karşınızdakini aydınlatacak bir soru. Soru bir varsayım içerdiği, bir senaryo olduğu için, kaçamak cevaplarla kurtulmanız da mümkün değil.
Böyle bir soru karşısında "Benim fikirlerim her zaman yerindedir; dikkate almıyorsa bu karşımdaki yöneticinin salaklığını gösterir" yahut "Yöneticim fikirlerimi dikkate almıyorsa, demek ki ben dikkate değer bir şey önerememişim" gibi uç cevaplara yer yok. "Önerilerimi bir kere daha gözden geçiririm. Eğer fikirlerimde ısrar ediyorsam, bu kez ’acaba önerilerimi yöneticime doğru ifade edemedim mi?’ diye sorgularım. Olmadı, görüşlerimi niye dikkate almadığını, nerede yanlışımı gördüğünü sorar, anlamaya çalışırım. Belki de benim bilmediğim bilgilere sahiptir, dikkate alması gereken farkla öncelikleri vardır" iyi bir cevap olabilir.

Hazırlıklı olmanız gereken benzer sorular: "Saat 18’de size sabah teslim etmeniz gereken bir iş verilirse ne yaparsınız?" yahut "Altınızda çalışan birisi verdiğiniz talimatları uygulamazsa ne yaparsınız?"

Yabancı dil tuzağı
Soru:
May we continue this conversation in English? Tam da heyecanınızı atmışken, mülakatçı yabancı bir dilde konuşmaya başlıyor. Eğer CV’de yabancı dil bilginizi abartmadıysanız (ki genelde biraz uçulur) sorun yok. İngilizce soruya Türkçe olarak "Ay pardon hazırlıksız yakalandım da biraz…" gibi bir cevap vermeyin, maça 1-0 yenik çıkarsınız. Mülakatçı, yabancı dili bildiği kadarıyla rahat ve tereddütsüz konuşan bir adaya daha anlayışlı davranacaktır.
Temel kuralı unutmayın: CV’nize yabancı dil bilgilerinizi "doğru ve dürüst" olarak aktarın. Mesela ’Excellent’ demek ’ada dili gibi’ demektir, unutmayın!

Motivasyon mu, verimsizlik mi
Soru:
Çalışma kapasiteniz yüksek midir? Tabii ki herkes bu soruya ’evet’ cevabı verecektir. Ama cevabınızdan karşınızdaki mülakatçı ne sonuç çıkaracaktır acaba, o bilinmez. Akşam geç saatlere kadar kalıp çalışıyorsanız, bu sizin dikkatinizi ve direncinizi kaybetmeden uzun saatler çalışabildiğiniz ve motive olduğunuz anlamına mı gelir… yoksa, işinizi zamanında bitiremediğiniz, yetiştiremediğiniz anlamına mı?
En iyisi "Verimli ve yoğun çalışmayı, iş yerinde geç saatlere kadar kalmaya tercih ederim. Ama acil bir durum varsa, "iş baskısı ve stres beni genelde etkilemez" gibi bir cevap iyidir.

CV’de boşluk olmasın
Soru:
CV’nizde niye 2007 senesi hakkında bilgi yok? CV’nizde, özel veya mesleki hayatınızda bir tatsız dönemi atlamayı denediniz ve mülakatçı tabii ki bu boşluğu fark etti ve size soruyor. Panik yapmayın, yalana davranmayın. Bir uzman "Hayatta yaşayabileceğimiz kazalardan sorumlu olmayabiliriz; ama bunlara verdiğimiz tepkiden sorumluyuz" diyor. Yani ezilip büzülmeden, kısaca "O dönemde şöyle bir hastalık geçirdim" yahut "Şu kadar ay işsiz kaldım" diyebilirsiniz; ama "Bu dönemi şu şekilde değerlendirdim" (eğitim aldım, staj yaptım, yeni ilişkiler kurdum vs) de diyebilmelisiniz.
Bu boşluk eğer sizin kararınızsa (çocuğumla ilgilenmek için, formasyonumu tamamlamak için, şahsi bir projemi gerçekleştirmek için) bunu başlı başına bir tecrübe olarak aktarın. Kazançlarınızı sıralayın.

Özel yaşam – iş yaşamı
Soru: İş hayatı-özel hayat dengesi sizin için ne kadar önemli? Aslında, bu sorunun altında yatan gerçek soru şu: "Bu iş sizin için ne kadar önemli? Bu iş için neleri feda etmeye hazırsınız?" Dikkat: "Bu iş için ölürüm" havasına girmek, "Her şeyi feda etmeye hazırım" demek yanlış bir strateji olabilir, geri tepebilir. Eğer başvurduğunuz iş (şirket birleşmesi uzmanlığı, risk yöneticiğili gibi) "zaman zaman özel hayatı yok farz etmeyi gerektiren" türden bir iş değilse, kendinizi süpermen diye yutturmaya kalkmayın. Ya size inanmazlar ya da (daha da kötüsü) söylediğinizi doğru sanırlar, yarın beklerler!
Ayrıca, hayatta işinden başka şeyi düşünmeyen bir aday, sanıldığının aksine, mülakatçının üzerinde çok olumlu bir intiba bırakmaz. En iyisi, zaten en doğrusu, iş yaşamı – özel yaşam dengesini sağlayacak kadar iyi organize olduğunuzu, bu dengenin iş hayatında başarılı olmak için şart olduğunu söylemek. Eklemeyi de unutmayın: Tabii acil ve önemli bir durumda, gerekli fedakarlığı yapmayı da bilirim!

Bir mülakat klasiği
Soru: Kendinizi 5 yıl sonra nerede görüyorsunuz? Her adaydan, başvurduğu şirketin kültürü ve sunduğu imkanlar hakkında asgari bir ön-bilgi edinmiş olması beklenir. 5-10 yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz, gibi bir soruya cevap vermek için, bu şart. Şirkette turn-over yüksekse, şirket dışında bir gelecek beklediğinizi söylemek yanlış olmaz. CEO’nun şirkette stajyer olarak çalışmaya başladığını biliyorsanız, şirkette uzun süre çalışmaktan ve yükselmekten bahsedebilirsiniz. (Bu sayede bir ön-araştırma yaptığınız da anlaşılır.)
Ama abartıp karşınızdakini (özellikle müstakbel yöneticinizse) korkutmayın; ona "6 aya kalmaz seni koltuğundan ederim" tavrı yapmayın. Yani dikkatli davranmakta, yeteri kadar muhteris ama gözü ihtirastan kararmış intibaı vermemekte fayda var. Uzun vadeli beklentileri, umutları olan; kendini geliştirmek, sorumluluk almak, yükselmek isteyen ama bunu başarmak için yoluna çıkanı ezmeye kalkmayacak, dengeli bir aday (gibi) olun.

Özel yaşam, hassas konu
Soru: Medeni durumunuz hakkında biraz bilgi verir misiniz? Hassas bir soru. Özellikle de çocuk doğurma yaşında genç bir kadına sorulduğu zaman. (O kadar ki kimi ülkelerde mevzuat mülakatta bu soruyu yasaklıyor.) Bu gerekçeyle cevap vermekten kaçınmalı mı? Bu da sakıncalı olabilir. En iyisi "Bu hassas bir soru, ama sormak zorundasınız, sizi anlıyorum". Ondan sonra özel yaşam-iş yaşamı dengesinin önemi hakkında bir iki kelime edip, soruya çok açık cevap vermekten kaçınabilirsiniz.
Cevap vermek gerekirse, genç bir kadın ne demeli? "Çocuk yapmayı düşünüyorum" derseniz, müstakbel işvereni (doğum izni sebebiyle) korkutabilirsiniz. Aksini söylerseniz, bu kez de özel hayatınızın "tuhaf olduğunu" düşünebilir. En iyisi "Henüz bir karar vermiş değilim" diye sıyrılmak. Hatta ortam müsaitse "Bir kedim var, daha ona bakmayı bile beceremiyorum" türünden bir espri de işe yarayabilir.

"Fazla kalifiye olmak"
Soru: Bu görev için fazla kalifiye değil misiniz sizce? Özellikle iş bulmanın zor olduğu şu günlerde, böyle bir durumla karşılaşma riskiniz yüksek. Eğer işe acil ihtiyacınız olduğu için bir göreve talip oluyorsanız, kendinizi ve mülakatı yürüten şirket görevlisini aldatmaya kalkmayın; görevin tam size göre olduğu, böyle bir görevin hayaliyle yaşadığınız filan gibi gerekçeler bulmayın.
Bu görev için fazla kalifiye olduğunuzu kabul edin; işi aldıktan sonra, kalifikasyonunuza uygun daha iyi bir işe geçmek için çalışmaya kararlı olun.

Muhatabınızı da, "Şimdilik böyle bir görevi kabul edebilirim. Ama şirkette ileriye dönük ne imkanlar var, bana biraz bilgi verebilir misiniz" diye yanınıza çekmeye çalışın. İşe alım görevlisi – oyunu dürüst oynaması kaydıyla – düşük maaşla çalışacak fazla kalifiye bir elemana hayır demeyecektir.

İnternetteki imajınız
Soru: Sosyal paylaşım sitelerindeki fotoğraflarınız hakkında ne düşünmem gerek?
İşe alımcılar artık internette adayların adını arıyor, haklarında çıkmış yazıları okuyor, sosyal paylaşım sitelerinde gezinip "imajınız hakkında" bilgi topluyorlar. Eğer internet imajınızı böyle bir olasılığı göz önünde bulundurarak kolladıysanız, mesele yok. Ama özel zevkleriniz ve özel hayattaki (farklı) kişiliğiniz (hele hele uçukluğunuz kaçıklığınız) internete yansıyorsa dikkat. Bunu mülakat sırasında bir avantaja çevirmeye çalışın. "Profesyonellik başka, özel hayat başka. Ben iş ortamında kişiliğimin sadece profesyonel yüzünü gösteririm, ama çok farklı, çok renkli yanlarım da vardır" diyebilirsiniz. İnternet imajınız, şirketin imajına zarar vermedikçe, bir işe alımcı için bunun bir sakıncası yoktur.

Ama eğer, şirketin e-imajına ters düşen bir manzara ortaya çıkıyorsa, yapacak pek bir şey yoktur.
Kaderinize razı olun ve, ileriki mülakatları düşünerek, internette temizliğe gidin.

Uyum kabiliyetinizi ölçün
Soru: Bu görev için ne kadar sürede tam anlamıyla hazır olabilirsiniz?
Bu sorunun arkasında yatan, sizin uyum kabiliyetinizdir aslında. Tabii ki kısa sürede hazır olmak, önemli bir artı. Ama bu (yeni bir görevlinin görevle cuk oturduğu) çok az rastlanır bir durumdur. Eğer, kendinize güvendiğinizi göstermek için "Hemen, yarın…" gibi bir cevap verirseniz, bu sizin görevin gerçek zorluklarını kavramadığınızı gösterir. Aksine, bu soru, bu görev için artınızı eksinizi tartmanız ve eksiklerinizi gidermeniz için bir fırsat olmalı.

Uyum zorlukları teknik olabilir (yeni bir yazılımı öğrenmek mesela), organizasyonla ilgili (şirket içi prosesleri öğrenmek) yahut insan unsuru ile ilgili (bir ekibe entegre olmak) olabilir. İşe alımcının sizden beklediği, doğru ve serinkanlı bir bilanço.

En iyi hatıranız
Soru: En çok övündüğünüz çalışmanız, başarınız nedir?
Bu soru, olumlu yönlerinizden bahsetmeniz için size verilmiş bir fırsat. Cevabınızı iyi seçin. Bunun illa başvurduğunuz görevle ilgili, hatta mesleki olması gerekmez. Özel hayatınızla, daha da iyisi bir sosyal sorumluluk projesiyle ilgili olabilir. Çok eskilere gitmeyin. (İlkokuldaki sunumunuzu, yahut askerlikteki bir marifetinizi anlatmayın.) Tabii "sizin" başarınız söz konusu olmalı. Bir başarıya seyirci kalmış olmanız yeterli değil.

Burada sunum çok önemli. Fazla uzatmadan, başarınızı ne abartıp ne fazla alçak gönüllülük yapmadan, tutarlı, dinlemesi keyifli bir sunum olmalı. Ana fikri (başarınızın can alıcı unsurunu) bir iki farklı açıdan tekrarlarsanız, mülakatçının aklında kalması olasılığı artar.

Biraz da mizah
Soru: Beni güldürebilir misiniz?
Öyle sorular vardır ki, asıl amaç, adayın beklemediği bir durum karşısındaki tepkisini ölçmektir. Bakalım bocalayacak mı? Yanlış bir hareket yapacak mı? Abuk sabuk bir soru da olabilir. ("Bunun konuyla ne alakası var?" diye sinirlenir, mülakatı kesmeye kalkarsanız, tuzağa düşmüş olursunuz.)

"Beni güldürebilir misiniz?" yahut "Bana bir fıkra anlatabilir misiniz?" gibi sorular, bunların en masumları. Unutmayın ki, önemli olan karşınızdakini gerçekten güldürmeniz değil, böyle "aykırı" bir soruya verdiğiniz serinkanlı tepki. Tabii anlatacak (uygun) bir anekdotunuz, fıkranız da varsa, ne álá. Ama sonunda, muhatabınız gülmezse, bozulmayın. Siz (onun yerine gülmeye kalkmadan yahut espiriyi açıklamaya çalışmadan) yüzünüzde hafif bir gülümseme, susup bekleyin.

Birlikten kuvvet doğar
Soru: Ekip çalışmasıyla aranız iyi midir?
Ekip çalışması, 21’inci yüzyıl çalışanının olmazsa olmazı. Bu sorunun tek cevabı var: Evet! Önemli olan arkasını getirmek. Mülakat sırasında her zaman olduğu gibi, bir iddiada bulunduğunuz zaman, bunu ispat edecek bir örnek vermeli, bir tecrübe aktarmalısınız.

Ve açık ve net bir örnek verin. Şöyle bir proje yürüttük. Şöyle bir ekibimiz vardı. Ben şöyle bir görev aldım. Şöyle bir tecrübeydi benim için. Sonuç şöyle oldu. Şöyle zorluklarla karşılaştım. Şöyle aştım.

Yaşadığınız bu tecrübeyi, gidiş gelişlerle, dolambaçlı ve karmaşık bir şekilde değil, açık, akıcı, bir hikaye gibi anlatın. Unutmayın: Mülakatın başarılı olması için, herşeyden evvel, işe alımcının sizi hatırlaması gerekir!

Prestijli bir okul değilse…
Soru: Mezun olduğunuz tanınmış bir okul değil. Bu sizi rahatsız etmiyor mu?
Bitirdiğiniz okulun adını sanını bilen yok mu? Yapacak bir şey yok. İşe alımcıyı tersleyeceğinize (intihar olur) "Evet, haklısınız pek bilinen bir okul değil. Ben size biraz bilgi vermeye çalışayım. Şu şu alanlarda iyi bir eğitim verdiğini düşünüyorum…" şeklinde olumlu bir havaya bürünebilirsiniz. Ne yapacaksınız? Harvard’dan mezun olanların okullarını tanıtmaya ihtiyacı yok. Sizin var…
Bu okulun (hatta okumadıysanız bu kararın) sizin tercihiniz olduğunu söyleyin. Mesela ekonomik sebeplerle üniversiteye gidemediğinizi, erken yaşta çalışmak zorunda kaldığınızı; yahut hem okuyup hem çalıştığınız için pahalı / prestijli bir okula gidemediğinizi; yahut mezun olduğunuzun okulun şu şu artılarından yararlanmak istediğinizi… gerekçeniz neyse artık.

Doğruysa eğer, mesela bir master yapmayı planladığınızı da ekleyebilirsiniz.

Zamanın kıymetini bilmek
Soru: Dakik bir insan mısınız?
Bu da "Tabii ki" diye kestirip atabilmeniz gereken bir soru. Ama mülakat randevunuza geç geldiyseniz bu şansınızı kaybettiniz demektir. (Bu durumda, gecikmenin tek sebebinin sizin organizasyon özürünüz olmadığını göstermek için, gecikmenize iyi bir mazeret bulmanız da gerekir, unutmayın!)

Eğer randevuya tam zamanında geldiyseniz, bu soruya "Tabii" diye cevap verin ve başvurduğunuz görevde dakikliğin öneminin bilincinde olduğunuzu da vurgulayın. Bu sözlerinizin altını doldurmak için da, zamanınızı nasıl düzenlediğinizi kısaca anlatabilirsiniz. Eğer mülakatçı randevuya geç kaldıysa, bunu vurgulananız pek akıllıca olmaz, unutmayın!

Karşınızdakinin güler yüzüne kanmayın

Soru: CV’niz gerçekten ilginç. Bize neler katabileceğinizi anlatır mısınız bana?
Karşınızda güler yüzlü, keyifli, şakalar yapan bir mülakatçı var. "Tamam, bu işi kaptım" diye geçiriyorsunuz aklınızdan. Bu doğru da olabilir ama, (gergin görünmeden) tedbiri ve profesyonelliği sonuna kadar elden bırakmayın. Mülakat, profesyonel bir görüşmedir, kahve sohbeti değil.
Adayları rahatlatmak, kendilerini koyuverip (rol yapmaktan vazgeçip) kendileri gibi olmalarını sağlamak için, zaaflarını ortaya çıkarmak (hatta neşeli ortamda itiraf ettirmek için) mülakatçıların sık kullandığı bir taktiktir bu. O kadar.

Böyle neşeli ve rahat bir mülakatın, özünde, antipatik ve sizi sıkıştırmaya çalışan bir işe alımcıyla yapılan bir görüşmeden bir farkı yoktur.

Otokritik tehlikeli bir iştir
Soru: Siz benim yerimde olsaydınız, bu mülakatın sonunda kendinizi işe alır mıydınız?
Dedik ya, mülakat bitene, binadan ayrılana kadar kontrolü elden bırakmayın. Dikkatinizi dağıtmayın. Tam mülakat bitti, rahatladım derken gelebilecek böyle bir soru sizi zor durumda bırakabilir. Unutmayın, bu soru mülakatın kötü gittiği anlamına gelmez. Uzmanlar görüşme sırasında konuştuklarınızın çok kısa bir özetini yapın ama kendinizi kaptırıp, mülakatçıya malzeme vermeyin, diyorlar. İyi bir taktik, mülakat sırasında (karşınızdakinin de fark ettiğini bildiğiniz) bir kusurunuzun (mesela utangaçlığınızın yahut asabiliğinizin) altını çizmek, görüşme sırasında bunu aşmayı zor da olsa başardığınızı söylemek olabilir.

Son olarak, konuşmaya noktayı koymak için, artılarınızı kısaca özetleyin ve bu sebeple, söz konusu göreve uygun olduğunuzu düşündüğünüzü söyleyin.

Kaynak: Hürriyet İK

Bio Tolgahan SARP

Sakarya Üniversitesi Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bozok Üniversitesi Makina Bölümü